Şair Arî Anahtar Kürtler’de

28 Şubat 2010 Yazan admin

Şair Arî: Anahtar Kürtler’de
27 Şubat 2010 Cumartesi 18:43
Arjen Arî, Kürt sorununun çözümünde “anahtarın” devletin değil, Kürtler’in elinde olduğunu söyledi.

Diyarbakır – Kürt şiirinin önemli isimlerinden Arjen Arî, Kürt sorununun çözümünde “anahtarın” devletin değil, Kürtler’in elinde olduğunu söyledi.Kürtler’in Kürtler için değil, Türkiye ve Türkler için sorun olduğunu ifade eden Arî, Kürtler’in sadece “en meşru ve doğal haklarını” istediklerini, bunları istemenin de “diğer taraf” için bir sorun oluşturduğunu belirtti.

“Demokratik açılım” için Mahsun Kırmızıgül, Yılmaz Erdoğan, İbrahim Tatlıses gibi isimlerle görüşen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı da eleştiren  ve “Eğer Sayın Başbakan Ehmedê Xanî’ye bu kadar önem veriyorsa, lütfen Xanî’nin çağdaş torunlarını görsün” diyen Kürt Şair Arjen Arî, Kürt sorununun şu an içinde bulunduğu aşama, Kürtçe yazıp çizen Kürt aydınlarının beklentileri üzerine AKnews’in sorularını yanıtladı.

Kürt sorunu sizce şu an hangi aşamada?

Bir programda dile getirmiştim; Kürt sorunu ilk defa devlet tarafından gür bir sesle, resmi bir şekilde dile getiriliyor. Demokratik açılım da bu sorunun çözümü için devlet tarafından atılan bir adımdır. Kanımca Kürt sorununun çözümü Kuzey’de (Türkiye’de) yeni bir sürece girmiştir. Devlet bir taraftan demokratik açılımı sürdürürken, diğer yandan Koma Civakên Kurdistan (KCK)  adı altında Kürt siyasetçilerini tutuklamakta, diğer yandan ise askeri darbe isteyen çevreleri tutukluyor. Burada şu çok açık; devlet kendince bir çözüm bulmak istiyor. Ancak devlet yetkilileri de çok iyi biliyor ki 30 yıl verilen mücadele geçmişinde, Kürtler, devletin kendine göre çözmek istediği çözümü kabul etmeyecekler. Türkiye’deki çözüm sürecini çoğu kez Irak’taki çözüm süreçlerine benzetiyorum.

Nasıl bir benzerlik var?

Irak da uzun serencam süreçlerini yaşadı. Büyük bir tecrübeye sahip. Orada da Irak Merkezi Hükümeti, yani Bağdat Hükümeti, Kürt sorununu kabul etmişti. Abdulkerim Kasım’dan tutalım Saddam Hüseyin’e kadar, bu sorun artık kabul edilmişti ancak yine de onlar bu sorunu Kürt taraflarıyla çözmek istemiyordu. Kendi yarattıkları Kürtler’le, kendi formülleriyle, kendi bakış açılarıyla bu sorunu çözmek istiyorlardı. Ancak başarılı olamadılar. Sanırım devlet demokratik açılım süreciyle, bu sorunu biraz daha uzatmak istiyor. Yani Kürt bölgesindeki ömrünü, iktidar sürecini uzatmak istiyor. Ancak öyle inanıyorum ki devlet bu girişimden hiçbir sonuç almayacaktır. Devlet Kürtler’le masaya oturmayana kadar, bu sorunu enine boyuna, derinliğine ve sabırla masaya yatırmazsa, muhataplarıyla çözüm noktasında birleşmezse, bu sorun kısa vadede Türkiye ve Kürtler’in gündeminden çıkmayacaktır.

Kürt sorununun çözümüne yönelik medyada sürdürülen tartışmalar, genellikle Türk aydınları ya da sadece Türkçe yazıp çizen Kürtler’le konuşuluyor. Bu Kürtçe yazan bir şair olarak sizi rahatsız ediyor mu?

6-7 ay önce Federal Kürdistan Bölgesi’ndeki Gelawêj Festivali’nden dönüyordum. O zaman buradaki siyasi havaya baktım, kendimce bir tespit yaptım. Bu tespitten sonra “Başkalarının Kürdü” başlığı altında bir makale yazdım. “Kürdistan”ı kendi aralarında paylaşan devletler, paylaşım sürecinden bu güne kendi Kürtleri’ni yaratmak istediler. Bu süreçte de devletin çözümden yana olduğunu, ancak çözümü kendi yarattığı Kürtler’in eliyle getirmek istediğini düşünüyorum. Ancak şöyle bir gerçeklik söz konusu; devletin Kürtleri ya da ona yakın Kürtler, devletle oturup bu sorunu çözebilecek güce sahip değiller ve bunların eliyle bu sorun çözülmez.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, demokratik açılım üzerine görüşlerini almak için zaman zaman sanatçı ve aydınlarla bir araya geliyor. Siz Kürt aydınlarına neden böyle bir davet gönderilmedi?

Sayın Başbakan, bir ilde yapmış olduğu bir konuşmada Ehmedê Xanî ve Yunus Emre’den söz etti. Devlet politikası düne göre biraz yumuşamış olsa da, politikanın amacında bir değişiklik yok. Kendi Kürtleri’ni yaratma peşindedir, Ehmedê Xanî’yi de kendine mal etmek istiyor. Ehmedê Xanî’nin Türkiye’nin Xanî’si olması için, öncelikle Xanî’nin 370 yıl önce kullandığı ve eserini yazdığı o dilin önündeki tüm yasal engellerin kaldırılması gerekiyor. Bu dili yasaklayan tüm kanunların değişmesi gerekiyor.

Kültür Bakanlığı Mem û Zîn’i yeniden basacak. Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde bizzat Mustafa Kemal Atatürk’ün emri ve fermanı ile Mem û Zîn bölgede toplatıldı, parayla satın alındı. Hepsinin toplanması için büyük paralar döküldü. Amaç Mem û Zîn’i halkın içinden söküp atmaktı, halkı o zenginlikten o hazineden mahrum bırakmak istiyorlardı. Eğer Sayın Başbakan Ehmedê Xanî’ye bu kadar önem veriyorsa, lütfen Xanî’nin çağdaş torunlarını da görsünler.

Kendinizi mi kast ediyorsunuz?

Evet. Biri benim, diğeri Berken Bereh, Rojan Barnas, Lal Laleş, İrfan Amida, Kawa Nemir ve yüzlerce böyle yazar var. Ben şahsen Başbakan’la birlikte kahvaltı yapmak, yemek yemek taraftarı değilim. Devletin bölge üzerindeki hüküm ve tahakkümü artık değişiyor, farklılaşıyor. Asimilasyon, Kürt ve Kürdistan bilincinin ve iradesinin ortadan kaldırılması için, yeni politikalar, yeni yaklaşımlar sürekli var olacak. Ancak bu yaklaşımlarla bu sorun çözülmez.

Bu durum sanatçılar ve siyasetçiler tarafından da görülmeli, yazarlar tarafından da görülmeli, anlaşılmalı. Kürtler’in sanatçıları Kürdistan’dadır, Türkistan’da değiller. Bugün Mahsun Kırmızıgül ne kadar Kürt sanatçısı? Yılmaz Erdoğan ister Çukurcalı olsun, ister Diyarbakırlı olsun – hiç önemli değil- ne kadar Kürt? Kürt sanatını ne kadar yapıyor? Yılmaz Erdoğan Kürt tiyatrosunun gelişimi için bugüne kadar ne yapmış? Bu nedenle, bu insanlar Kürtler tarafından da devlet tarafından da kabul edilmemeli.

“Başbakanla oturmak, yemek yeme taraftarı değilim” diyorsunuz. O zaman bu iş nasıl çözülecek?

Başbakanla oturmam meselesi değil. Beni bir Kürt şair olarak davet eder, kendi kimliğimle, bir Kürt şair olarak gider otururum. Ancak beni de Türkiye’nin tamamıyla bütünleştirecek bir kişi olarak görürse, kusura bakmasın, ne kahvaltı yaparım, ne de yemeğine katılırım.

Peki, “Devletin olmayan Kürtler” çözüm için, ne yapmalı?

İrlanda’nın tarihine baktığımızda şunu görüyoruz; Sinn Fein kalktı, demokratik alanda, siyasi alanda, bu hareketin “temsilcisiyim” dedi. Bu rol ve misyonu açıklamadan önce, İngiliz hükümeti onu muhatap almıyordu. Bu nedenle Sayın Öcalan’ın çağrısını şu şekilde değerlendiriyorum. Bu günden sonra devletin, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) eşbaşkanları Sayın Demirtaş ve Kışanak’ı daha çok muhatap alabileceklerini düşünüyorum. Öyle bir ihtimalin yakın olduğunu görüyorum.  

BDP’den de Sinn Fein gibi “Siyasi alanda PKK’nin temsilcisiyim” demesini mi bekliyorsunuz?

Bence zaten bu söylenmiş. Sayın Öcalan’ın “Meclis’e dönün” sözü ile, bu izin zaten verilmiş oldu. Ben öyle okuyorum, yanılıyor olabilirim de.

Kürtler çözüm sürecine yeterince katkıda bulunuyor mu?

Hayır. Burada çözüm için tüm taraflar sorumlu davranmalı. Tüm kanatlar, siyasetçiler, bireyler bu işin sorumluluğu altında. Çünkü Kürt sorunu bir örgütün sorunu değildir, Kürt sorunu bir halkın sorunu, tarihi bir sorun, aynı zamanda güncel bir sorun. Ancak şöyle bir gerçeklik var, bu siyasetin aktörleri, bu sorunun çözülmesini isteyenler belli. Yakın bir dönemde bu aktörlerin değişebileceğine de inanmıyorum.

PKK’nin sürekli bir aktör olarak var olacağını mı söylüyorsunuz?

Hem PKK hem de BDP’nin yerini tutacak, onların kadar güçlü olmayan ancak onların konumuna yakın hiçbir yedek güç yok Kürtler içinde. Eğer böyle bir durum olsaydı, bugün bazı şeylerin değişmesi daha kolay olabilirdi. Yine Kürdistan Bölgesi’nden bir örnek vermek istiyorum. Bir suçlama olarak söylemiyorum, bir hatırlatma, bir tarih okuma olarak söylüyorum; Bağdat Hükümeti çözüm için adım atmak isterken KDP ile diyaloga geçerdi. Çözüm bir aşamaya gelir ve tıkanırdı. Bağdat Hükümeti mevcut tıkanıklığın aşılması için bu sefer KDP yerine YNK ile çözümü tartışırdı, YNK üzerinden çözümü geliştirmeye çalışıyordu.

Ancak burada böyle bir durum söz konusu değil. Burada da öyle bir durum söz konusu olsaydı, gücü PKK kadar olmasa da ona yakın bir örgüt ya da bir oluşum olsaydı, devletin onu muhatap olması mümkün olabilirdi. Ancak böyle bir durum olmadığına göre devletin başka hiçbir şansı yok. Çünkü başka kimse yok. Bazı dernek, kanaat önderleri ve oluşumlar var ancak onlar da yetmez.

Çözümün şu dönemde tıkandığından bahsediyorsunuz. Kürtler ya da devlet bu tıkanıklığı gidermek için neler yapmalı?

Kürtler’den çok devletin niyeti, samimiyeti önemlidir. Bana göre çözüm anahtarı devletin elinde değil, tam tersine çözüm anahtarı Kürtler’in elindedir. Çoğu kez Kürtler de bu yanılgıya kapılıyor, Sayın İbrahim Güçlü’nün de zaman zaman dile getirdiği gibi; bizler Kürtler için sorun değiliz, bizler Türkler için sorunuz, Türkiye için sorunuz. Bizler sadece en meşru, doğal ve her halkın sahip olduğu hakları istiyoruz. Bu en meşru hakları istediğimizde de diğer taraf için bu sorun oluyor.

Kürtlere hiç mi sorumluluk düşmüyor?

Kürtlere birlik ve beraberlik sorumluluğu düşüyor. Bölge geçen 80 yıllık süreçte, hiçbir zaman bugünkü kadar siyasi ve demokratik alanda, istek ve taleplerini bu kadar gür sesle haykıramamıştır. Hiçbir zaman bu imkan ve şartlar bugünkü kadar oluşmamıştır. Kürtler bugünlere büyük bedeller ödeyerek geldi. Kürt sorunu Kürtler içerisinde de bir iktidar sorunu. Yarın Türkler’in elinden çıkacak olan bu iktidar Kürtler’in eline geçecek, ancak bu iktidarın hangi yöntemle ve ne biçimde Kürtler’in eline geçtiği sorusu önemli.

 Bütün devrimlerde, ya da tüm değişim ve dönüşüm süreçlerinin başında bu sorun temel bir sorun olarak ortaya çıkar. Bu nedenle yarın Kürtler’in eline geçecek olan iktidar şekli, şimdiden tartışılmalı. Tartışılmalı ki Kürtler kendi içinde birliklerini oluşturabilsinler. Dili bunun için örnek verebiliriz. Dünya Anadil Günü Bayramı’nda, Kürtler içerisinde demokratik, ulusal ve toplumsal bir birlik göremedim. Her kurum ve kuruluş kendi başına, kendine göre, derneğinde kendine özgü bir programla bu günü kutladı. Eğer Kürtler Kürt dilinin sorunlarının çözümü için bir araya gelemiyorsa, o zaman oturup yeniden düşünmeliyiz bence.

Şiirlerinizin çoğunda Kürt ve Kürdistan vurgusu çok göze çarpıyor. Bu Kürtler’in bağımsızlığını çağrıştırıyor. Kürtler bağımsız olsun istiyor musunuz?

Bu soruya direkt, sağa sola çekmeden cevap vereceğim. Gönlümde yatan çözüm ile reel gerçeklik birbirinden farklı. Ben birleşik, demokratik, bayrağı, askeri olan bağımsız bir Kürdistan’dan yanayım. Fakat Ortadoğu ve dünyanın şartları buna ne kadar müsait, bu önemli. Demin de söyledim, her devlet kendi Kürdü’nü yaratmak istiyor, ancak her devlet kendi Kürdistan’ını da yaratmak istiyor. Her sömürgeci devlet kendi Kürdistan’larının olmasını istiyor. Burada sorun dönüp dolaşıp tekrar Kürtlere geliyor. Acaba başka parçalarda yaşayan Kürtler, kendi iktidarlarını yaratmış olan ya da iktidar yaratmak için mücadele veren Kürtler, bağımsız bir Kürdistan’dan yana mı değil mi? Gelecek için böyle bir öngörü ve düşünceleri var mı yok mu?

Sizce var mı?

Sayın Mesut Barzani’yi bizzat dinledim. Çok açık söyledi; “Gönlümde bir Kürdistan yatıyor. Ancak bizler o hayal için kazanımlarımızdan vazgeçmeyi göze alabilir miyiz” diye sordu. Bana sorulursa, “Hayır” derim. Kürtler’in gelecek için büyük Kürdistan politikaları olup olmadığını bilmiyorum. O da insanların gönlünde. İyi bir okuma için, Kürtler’in bugün sürdürdükleri politikaya bakmak gerekir, bu politikalara göre böyle bir durum söz konusu değil.

Kısa vadede Türkiye hangi adımları atarsa, çözüm sürecine girilmiş olur?

Eski yerleşim yerlerinin iade edilmesi çözüm değildir. Devlet her şeyden önce buranın adını Kürdistan yapmalı. Eğer bugün Türkiye haritasında Kürdistan ismi yazılırsa, bu kentin ismi Diyarbakır olarak değil de Amed olarak, Tunceli Dêrsim olarak yazılırsa, Kürtler’in mazlum olduğunu bilmeyen bir kişi bile haritaya baktığında, bu ülkenin Türklere ait olmadığını anlayacak. Bu ülkenin bir şekilde işgal edildiğini anlayacak. Kürtler’in elinde 98 belediyenin olması yetmiyor. Sonuçta bu belediyeler de valiliklere bağlı ve valiler Türkiye’nin temsilcisidir. Onlar Kürtler’in valisi değil. Kürtler’in valisi Kürtler’in eliyle seçilmeyene kadar, bu sorun devam eder diye düşünüyorum.  

Bu adımlar kısa vadede atılabilir mi?

Devlet PKK’yi tanır ya da tanımaz, sorunu böyle ele almamak lazım. Sorun Kürt sorunun tanınıp tanınmaması sorunudur. Kürt dilinin eğitim dili olabilmesi için gerekli düzenlemeler yapılırsa, bu devletin Kürtler’le Misak-i Milli sınırları içerisinde kardeşçe yaşamak istediğinin göstergesi olacak. İlk adım budur. İkinci adım ise bölgedeki yönetim Kürtlere bırakılmalı. Bu bölge yönetiminin kendilerinin kontrolünden çıktığı anlamına gelmez, gelmemeli. Ancak güvenlikten günlük yaşama kadar, vergiye kadar, her şey bölge yönetiminin elinde olmalı. Devlet de Kürtler de akıllı olmalı. Kürtler’in yanı başında bir Kürdistan var. Ve o Kürdistan’ın bayrağı, valisi, askeri, kaymakamı, televizyonu, her şeyi kendisine ait. Hemen yanında, yani burada en büyük parçada ise Kürtler’in hakkı yok. Bırakın Kürtleri, dünya buna izin vermez, bunu kabul etmez. Çünkü Kürdistan’ın yanı başında Kürdistan var.

Görüşlerinizin “siyasal statüdeki” adını koyarsak, federasyondan yanasınız…

Merkezi hükümet ve Kürtler hangi kararı alır bilmiyorum, ancak en az öyle bir statü olmalı. Çünkü çözümün başka adı yok. Kürtler hiçbir zaman dillerini, kentlerini ve ülkelerini terk etmeyecek. O zaman federatif bir sistem getirmezsen, Kürtlere kendi yönetimlerini bırakmazsan, Kürtleri iktidara ortak etmezsen, Ankara’da merkezi parlamentoda Kürtleri kendi temsiliyetleri ile kabul etmezsen, sorun nasıl çözülecek? Bu adımlar atılmadan, sorun çözülmez, sorun sadece ertelenmiş olur. Zaten devlet de sorunun çözümünü ertelemek ve ömrünü uzatmak istiyor. Kürdistan’ın işgali birkaç yıl daha sürecek. Ancak sonuç olarak, bu düzenin bu şekilde gitmeyeceği aşikardır.

Muhataplık konusunda ne düşünüyorsunuz?

Bugün görüldüğü kadarıyla bu işin muhatapları başta Sayın Öcalan, daha sonra Barış ve Demokrasi Partisi’dir. Son dönemlerde Öcalan’ın çağrısıyla Kürt siyasetçileri yine Meclis’e döndüler. Bundan anlaşılıyor ki gizli de olsa alttan alta bir diyalog söz konusu. Görünmese de, çok açık olmasa da, kapalı kapılar ardında bir ilişki ve diyalog var. Ancak maalesef bu ilişki ve diyalog öyle Kürt ve Türkiye kamuoyuna açıklanacak bir ilişki değil. Ben Öcalan’ın son çağrısından şu sonucu çıkarıyorum: Öcalan BDP’nin, bundan sonra siyasi ve demokratik alanda çözüm rolünü oynamasını istiyor. Kanımca bugüne kadarki partiler ve siyasetçiler, en üst kademe de bu izni, alamamışlardı.  

PORTRE / ARJEN ARÎ

1965′te Mardin’in Ömerli ilçesine bağlı Çalê köyünde dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Nusaybin’de tamamlayan Arî, 1979 yılında Diyarbakır Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nü bitirdi. İlk şiirlerini “Tîrêj”de yayımlayan Arî’nin ilk kitabı, 1999′de “Ramûsan Min Veşartin Li Geliyekî”, Avesta Yayınları tarafından yayınlandı. Evli ve 4 çocuk babası Arî, Diyarbakır’da yaşıyor. Arî’nin “Ev Çiya Rûspî Ne”, “Destana Kawa”, “Eroûtîka”, “Bakûrê Helbestê / Antolojiya Helbesta Bakûr” ve “Şêrgele” isimli eserleri bulunuyor.  AKnews          DETAYLI BİLGİ İÇİN TIKLAYINIZ http://www.amedsesi.com

Popularity: 1% [?]

Share and Enjoy:
  • Print
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Blogplay


Yorum Yapın